Havva'nın Üç Kızı - Elif Şafak | Kitap Yorumu #46

***Tanıtım***
İnanca, inançsızlığa, arayışa, farklı kadınlara ve aşka dair baş döndürücü bir yolculuk... 
Ben ne annem gibi dindarım, ne babam gibi kâinatın, beş duyumla kavradığım şeylerden ibaret olduğuna kaniyim. Öyleyse ben neredeyim? Ne mutlak dindarlığa, ne de mutlak akılcılığa dahil olmak isteyenler için bir başka yaklaşım, yeni bir varoluş şekli yok mu acaba? Bir üçüncü yol mesela? Kim bilir?

Şirin, Mona ve Peri… Günahkâr, İnanan ve Şaşkın. Münkir, Mümin ve Mütereddit… Böylesine farklı üç genç kadın nasıl bir araya gelebilir? Arkadaş olabilirler mi sahi? Hatta kız kardeş? 

Tanrı, bilim, kimlik, aidiyet, Doğu-Batı tartışmalarının tam ortasında hiç kimselere benzemeyen, karizmatik bir adam, sarsıcı bir skandal ve sıra dışı bir aşk... yarım kalan... seneler sonra yeniden canlanan...

Elif Şafak büyüleyici dili ve sağlam olay örgüsüyle inanca, inançsızlığa, arayışa, farklı kadınlara ve aşka dair baş döndürücü bir yolculuğa çıkarıyor bizleri. 

Havva'nın Üç Kızı Türkiye ile Avrupa, dün ve bugün arasında gidip gelen güncel bir hikâye anlatıyor. 

Yüzyılımızın en çok tartışılacak konularından birini kışkırtıcı kahramanlar aracılığıyla ele alan, temposu hiç düşmeyen, kolay kolay unutamayacağınız bir roman.
(Tanıtım Bülteninden)

İnce Kapak: 
Sayfa Sayısı: 424
Baskı Yılı: 2016

 ***Yorum***  
''Eğer sakız çeşitleri politik rejimleri temsil etse, naneli sakız kesin faşizm olurdu, diye düşünürdü hep. Totaliter, katı, steril.''  

Bu kitap sanırım uzun süre sonra gerçekten arkasında yazan fiyatı düşünmeden verdiğim kitap olma özelliğini taşıyor. Tabi ki kitabın anlamı, en yakın arkadaşlarımdan birisi ile birlikte gidip aldığımız için daha da büyüyor ve özelleşiyor. Hoş daha sonraları gittiğimde bu kitabı almış olduğum kitapçının kapanmış olması beni bir hayli üzdü. Çünkü kitapçı sonuçta, nerede olursa olsun kitap satan bir yerin kapanmış olma düşüncesi insanlar için üzücü olmalı. En azından benim için öyle. Kitabı aldıktan sonra bu sene içinde okuyacağımı biliyordum fakat ister istemez tereddütte kaldım. Havva'nın üç kızı, Elif Şafak'tan okuduğum ilk kitap değildi ama bu sıcak yaz aylarında gider mi gitmez mi, insan düşünüyor işte daha fazla ne denir ki?

 ''Fırtınalı bir denizdi bu şehir. Buzdağları gibi yükselen ve görünenin altında ne sakladığı belli olmayan erkeklikler arasında dikkatli ve temkinli gezinmek durumundaydı kadınlar. Eşitlik,lafta bile yoktu değil hakikatte olsun. Kadınların gözlerini devamlı yere dikmeleri bekleniyordu bu kültürde. Namus mesajları vermek için, mümkün olduğunca başını öne eğmeliydi cins-i latif. Bu halde insan nasıl araba kullanır, nasıl yolda yürüyebilirdi, o da ayrı konuydu tabii. Şehir hayatının tehlikeleri, özellikle sataşma ve tacizler karşısında insanın sürekli tetikte olması gerekiyordu üstelik. Velhasıl nasıl oluyor da kadınlardan aynı anda hem başlarını öne eğip, hem de gözlerini dört açmaları bekleniyordu, anlayabilmiş değildi Peri.''

Hemen kitabın konusuna girmek gerekli mi bilmiyorum. Daha çok lafa nasıl başlayacağımı bilmiyorum diyelim. Elif Şafak'ı zaten bilen bilir, dili, kalemi kuvvetlidir, az kullanılan ya da sık kullanılmayan dilde pek olmayan kelimeleri seçer, hoştur. Ben kendisini bir gazetede küçük bir öyküsünü okuduğumda tanımıştım sanırım ilk önce. Dil olsun anlatım konusunda sıkıntısı zaten yok. Ama konusu hepimizin aşina bir konusu olduğu için kitap ağırlaşıyor. Olayları 2000 yılından 2016 yılına geçiş yaparak ana karakter olan Peri'nin gözünden anlatıyor. Peri, hiç de yabancı kalmadığımız bir karakter. Ortada kalmış, git geller arasında kendini ve doğruyu bulmak amacı gütmüş bir kız. Tabi ki bu ikilem haliyle insanda yüksek düzeyde kafa karışıklığı yaşatıyor.

''Demokrasi olan memlekette bir adam sarhoş oldu mu, 'Ah ne oldu benim güzel sevgilime?' diye ağlar. Demokrasi olmayan bir yerde ise, adam sarhoş oldu mu 'Ah ne oldu benim güzel memleketime?' diye ağlar.''

Böyle düşünmek doğru mu bilmiyorum ama kitap güncel olduğu için böyle bir yanılgıya da düşmüş olabilirim ama, sanki aceleye gelmiş gibi gördüm. Yani hani hazır durumlar vahim, bu olaylar da gündemde, neden bu konuda bir kitap yazmıyorum denmiş ve hemen kısa bir taslak, ülkenin genel halini de göz önünde bulundurarak şipşak yazılmış gibi. Şu bakımdan kesinlikle iyi, dönemin sıkıntılarını, o bomba olayları olsun, insanların, bilhassa kadınların içine düşmüş olduğu sıkıntılı durumlar, ikilemler olsun, uzun paragraflarla çok hoş anlatılmış. Kitabı beğenmediğim içinde böyle demiyorum ama yine de - Bence- fikrin olgunlaşması beklenmemiş. Hoş, bu dönemde çıkmış olması belki bilmeden alıp okuyan birisi için ufuk genişletici sayılabilir. Ay işin içinden çıkamadım.

''Kitaplardı onun vatanı ama aynı zamanda daimi sürgün diyarı...''

Kitap arka yazısını ilk okuduğumda üç kızdan bahsettiği için, ve adı da buna yönelik olduğu için kitap üç bölümden oluşuyordur, üç kızın birbirleri ile olan durumları farklı gözlerle anlatılıyordur gibi bir düşünmüştüm ama yanılmışım, Her şey aslında Peri'nin ağzından ve gözünden anlatılıyormuş. Diğer kararkterler ana karakter değil de, Peri'nin bir parçasıymış. Kitabı okuyanın kendini her karakterde görebilmesi üzerinde durulmuş zannımca. Yanı eğer biraz daha muhafazakarsan bir Mona olabilirsin pekala, veyahut inanmamayı seçmişsen Şirin ile denkleşebilirsin. Ben kendimi Peri de buldum. Belki onun kadar karışık değildim ama, sanırım bütün arada kalan herkes Peri.

''Demokrasiden vazgeçemeyiz. Ayrıca diktatörlüğün iyi niyetlisi falan olmaz.
Nedenmiş? diye sordu mimar hemen.
Çünkü küçük ilah olmaz. Birileri bir kez Tanrı'yı oynamaya başladı mı, er ya da geç işler çığırından çıkar.''


Kitaptan, buraya yazmak istediğim sayfalarca alıntı var. Kitabı alıp okumanızı öneririm, özellikle kapak tasarımının hikayesi de çok hoşuma gitmişti. Ben yukarıdan aşağıya olan tasarımı daha çok beğendim ama hikayesini okuyunca diğer tasarıma da sempati besledim. Ayrıca kitabın sayfaları çok güzeldi. Ya ben dokunmaya bayıldım vallahi. Toplumsal mesaj veren, gündemi az çok özetleyen, okunması gerektiğini düşündüğüm kitaplardan birisi Havva'nın üç kızı.

''Ama bomba bambaşkaydı. Bomba trajik bir kaza ya da doğal bir felaket değil; kasıtlı şer, bilinçli kötülük demekti. Her nevi kaza, bela ürkütücüydü, tamam. Ama insanın insanı gözünü kırpmadan öldürebilmesi, işte o, karanlığın en dibiydi.''


öpücükler xoxo
Share:

0 yorum:

Yorum Gönder