Lexicon - Max Barry | Kitap Yorumu #45

***Tanıtım***
Sözcüklerin gücü yalnızca edebiyat için mi geçerli sanıyorsunuz? Öyleyse çok yanılıyorsunuz. Lexicon size bazı sözcüklerin kanlı yüzünü gösterecek. Üstelik seri bir katil kadar kanlı yüzünü…

"Bir Sözcük Var" Diyorlar,İnsanların Bilinçlerini Ele Geçiren Ve Onları Öldüren... Washington'dan Avustralya'nın Broken Hill kasabasına uzanan bir takip hikâyesi Lexicon. Başrolde yüzyıllar sonra ortaya çıkmış ve önüne geleni öldürme gücüne sahip bir sözcük var. O sözcüğün peşine düşen bir örgüt ve tüm bu karmaşanın ortasında birbirlerini kaybetmiş iki âşık...

"Müthiş iyi bir kitap. Aynı anda hem karanlık hem eğlenceli hem merhametli olabilen çok katmanlı bir roman."
-John Warner, Chicago Tribune-

San Francisco sokaklarından Washington'daki Akademi'ye götürülen Emily'nin sözcüklerle arası iyiydi. Bu sayede insanları kolayca ikna edebiliyordu. Wil ise üyelerinin, dünyaca ünlü şairlerin isimlerini kullandığı bir örgüt tarafından kaçırılmıştı.
(Tanıtım Bülteninden)

Sayfa Sayısı: 452
Baskı Yılı: 2014

***Yorum***

''Senin segmentin ne?
Ne?
Doksan üç mü?
Çocuk bomboş bakmaya başladı. Öyle eğitilmişti. Bambaşka bir şey düşünüyordu: mutluluk veren bir şey, hüzün veren bir şey, travmatik bir şey; sadece kendi bildiği bir şeye odaklanmıştı. Bunun amacı, yüz ifadesine biraz ses ekleyerek ne düşündüğünün karşı taraftan okunmaz hale gelmesini sağlamaktı.''


Bu kitabı bundan iki sezon önce D&R'ın 5 lira indiriminden alıp, sonradan okumak üzere kitaplığımın en ücra semtlerine bırakmıştım. Ardından konusunun çok garip ve benzersiz olduğunu düşünüp okuması için bir arkadaşıma ödünç vermiştim - evet ben daha okumama rağmen- sonra o arkadaşımda bana geri vermeyi epeyce geciktirince sonuç bu oldu. Çok önceden alınmış ama okunmaya yeni fırsat bulunmuş bir kitap. Doğrusu şimdi ya da sonra okunmasında değilim, bu kitabın zamanı yokmuş. Hani bazen diyorum ya bu kitabı daha önce okusam iyi olurmuş şunu sonra okusam olurmuş falan diye. Bu kitap tamamen zamansız.

''Dua mı ediyor? diye düşündü. Çünkü öyleye benziyordu. Ama olamazdı çünkü dindar bir şair,yüzünü güzelleştirme hevesine kapılan bir şairden bile daha gülünçtü. Tanrı'ya inanmak, aidiyet duygusuna ve daha yüksek bir amaca ihtiyaç duyduğumuzu belli eden zihinsel bir zaaftı: bunlar şairlerin kontrol altına alması gereken arzulardı. Dışarıdan gelen saldırılara açık olma gizligücü taşıyan kanallar. Senin hangi segmentten olduğunu açıkça ilan ederlerdi.''

Kitabın konusuna değinecek olursak, kitabın arkasında ve önünde yazan ''bir sözcük dünyayı istila etmek üzere'' cümlesi beni epey etkilemişti ve kitabı sahiden çok iddialı bulmuştum. Daha sonra kitapta konu edilen tarikatın üyelerinin her birinin bilinen bir şair ismi taşıması da fazlaca ilgimi çekti. Polisiye ve gerilim olduğunu biliyordum ama istemsizce sanki biraz daha fazla mitlere, felsefeye, sosyoloji ve psikolojiye ağırlık verebilirdi diye düşünmüyor değildim. Kitap içerisinde bu bahsettiğim bilim dallarına değinmekten kaçınmıyor fakat temel olarak daha sağlam bir çıkış yapmayı tercih etmesi daha doğru olurdu. Böyle dediğime bakmayın, kitap epey iyi üstelik benim gibi fanilerin aklına böyle bir kitap yazmak hayatta gelmez. Kaldı ki ben burada bunu eleştirmeye çalışıyorum. Aman ya, ne diyorum?

''Dünyada hiç bir gücün kurşunu durduramayacağını unutmamalıydı. Yıllar önce okulda ona satranç oynamayı öğretmişlerdi. Bütün mesele taşların hücum yetenekleri bakımından birbirinden farklı olduğunu kavramaktaydı. Yere serilmek açısından ise hepsi eşitti. Taş almak. Satrançta buna taş almak denirdi. Bundan çıkan ders, en güçlü taşları konuşlandırırken temkini elden bırakmamaktı, çünkü aptal bir piyon bile onları yere sermeye yeterdi.''


Kitap iki farklı açıdan anlatıp sonunda iki hikayeyi buluşturuyordu. İlk esas adamımız Will - ki sonradan bu adamcağız Harry oluyor (hayır bu spoiler değil çünkü bunu hikaye ilerledikçe ön görmek mümkün)- Diğer bir tarafta da Emily'nin hikayesi anlatılıyordu. Doğrusu ben en çok Emily'nin hikayesini okurken keyif aldım fakat Will'in hikayesi kötü değildi, çünkü bu iki hikaye birbirinden ayrı düşünülemezdi. Emily yani esas kızımız kurnaz hileli yetenekleri tarafından fark edilip bu tarikata alınıyor ve sonrasında olaylar gelişiyor. Bu tarikat mı desem aslında kendilerine Lonca diyorlardı sanırım, bu grup mu desem neyse... bu grubun kendi adamlarını yetiştirmek için okulları var, bu okullarda insanların psikolojilerini anlamayı ve karakter analizi yapmak konusunda ustaca bir araştırma sürüyor. BENİ DURDURUN YOKSA TÜM KİTABI YANLIŞLIKLA ÖZETLEYECEĞİM!

''Hey Emily, yıldızlar ne yapar biliyor musun? Onlar her şeyi yiyip yutarlar. Hiçbir şey kalmayana kadar etraflarında ne var ne yok yakarlar. Sonra ışığı yemeye başlarlar. Yaptığın şeyin bu olduğunun farkındasın değil mi? Her şeyi yutuyorsun.''

Bir de çıplak söz var ki, zaten kitabın hikayesi bunun üzerinde ilerliyor. O çıplak sözü gören herkes, ayrıksılar dışında etkisi altına giriyor ve tamamiyle itaatkar oluyorlar. İşte sonra sonra bir sürü olay oluyor hayır buraları anlatmayacağım. 

''Sözcükler sadece ses ve şekilden ibaret değildir aynı zamanda anlam taşırlar. Dil şudur; Anlam aktarmak için yapılmış bir protokol. İngilizce öğrendiğiniz zaman beyninizi belirli seslere karşı belirli tepkiler vermek üzere eğitirsiniz. Sonuçta protokolün hacklenebileceğini anlıyoruz.''

Kitabın yorumunu girmek ve okumak arasında epeyce boşluk bıraktığım için yeteri kadar net hatırlayamadığım detaylar var. Fakat şunu biliyorum ki kitabı okurken, içine o kadar çekmiş ki annem bana seslendiğinde irkildim ve ardından cevap verdim. Gerilim olduğu için değil olaylar bazı noktalarda inanılmaz hızlı bir şekilde akıyor ve siz karşı koyamıyorsunuz.

''Sözcükler insan öldürmez.''
''Bal gibi de öldürür. Hem de her zaman.''


Bu kitabı tesadüf eseri keşfedip almama rağmen, okumaya zaman ayırmaya dahi pişmanlık duymadım. Hayat değişik bir bakış açısı ve insana az çok bir şeyler katan bir roman. Sadece keyifli zaman geçirtmekle kalmıyor yani. Tavsiye ederim. 

''Aşk bir başkasının gözleriyle kendini tanımlamaktır. Bir insanı, ikinizin arasında kayda değer hiçbir ayrım kalmayacak kadar yakından tanımaktır ve yirmi yıl boyunca her gün yanında olmadığı anlarda eksik kaldığını hissederek yaşamaktır. Ta ki o, senin üzerine davar kamyonu sürene ve sen onu vurana dek. Budur işte.''

öpücükler xoxox

'' Bütün imparatorluklar eninde sonunda çöker. Ama neden? Ellerinde güç olmadığından değil, hatta tam tersi. İktidar onları gevşetiyor. Disiplinlerini kaybediyorlar. İktidarı ele geçirmek için çalışanların yerine, iktidardan başka hiç bir şey bilmeyenler geçiyor. Temel arzuların ötesine geçme ihtiyacını hiç anlayamayanlar. İktidar yozlaştırır derler. Kendi kendime soruyorum işte bu yüzden: Eğer iktidarı ele geçirirsem, ben ben olarak kalır mıyım yoksa beni de yozlaştırır mı?''


Share:

0 yorum:

Yorum Gönder